Birçok olumsuzluğun ve güvensizliğin olduğu bu ortamda çocuk yetiştirmeye ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan ebeveynler için çocuklarının güvenliği veya iyilik hali oldukça kaygı verici olabilmektedir. Ebeveynlerin çocuklarının güvenliğini sağlayabilmek adına çeşitli önlemler almaya çalışmakla birlikte tam bir iç rahatlığına erişemedikleri görülebilmektedir. Çevrede oldukça fazla tehlikenin yer aldığını inkar etmemekle birlikte çocukları çevredeki güvensizlikle korkutmak da doğru değildir ki bu bilinçli olarak ebeveynlerin tercih ettiği bir durum olmayacaktır.
Bu noktada çocukları korkutmadan onları yaşadıkları olumlu/ olumsuz olayları anlatmaya teşvik etmek ebeveynler için etkili ve işlevsel olabilmektedir. Bu anlatım ve iletişim kurma paterni aslında çocukların aile dinamikleri içinde gözlemleyerek ve çoğu zaman rol model alarak öğrendikleri bir durumdur. Örneğin aile içinde ebeveynler birbirini dinliyor mu, anlayış gösteriyor mu veya birbirlerine bağırmak, aşağılamak, duygu ve düşüncelerini küçümsemek gibi davranışlarda bulunuyorlar mı gibi sorular ortaya çıkıyor. Bu durum ebeveynler için bazen fark etmesi zor olabilmekle birlikte çocukların kendilerini ifade ediş stilleri için çok önemli olmaktadır. Çocuklar aile dinamiklerini gözlemlemek, ebeveynlerini rol model almak ve aile içindeki duygudurum değişikliklerinden etkilenmek gibi durumlarlar içinde kalabilirler. Aile içindeki iletişim dinamikleri ve ebeveynlerin duygudurumlarını düzenleyebiilme becerisine sahip olmaları bu sebeplerle çok önemlidir. Çocuklar istismar gibi çok ciddi durumlara maruz bırakılmakta olup bunları ebeveynlerine anlatmaları çok daha önemli olmakla birlikte; onları psikolojik olarak daha az etkileyecek fakat yine de destek almalarını gerektiren durumları da anlatabilmeleri büyük önem taşımaktadır. Genel olarak başlarına gelen durumları ve yaşadıklarını rahatça anlatabilme davranışını geliştirebilmeleri çok önemlidir.
Sınır bilinci ve eğitimi olan çocukların istismarı daha kolay ve erken fark edebildiğini eklemek gerekli olacaktır bu eğitim çocuklar için özgüven, özsaygıyla birlikte olduğunda çok daha fazla koruyuculuk sağlamaktadır. Bu durumda çocuklara sınır bilinci öğretilmesine ek olarak özsaygı ve özgüvenlerinin de kırılmayıp yüksek tutulması gereklidir.
Örneğin evde aile üyelerinin düzenli, pozitif ve güvene dayalı iletişimleri çocukların kendilerini rahatça ve korkmadan ifade edebilmeyi öğrenmeleri açısından çok daha etkili olabilmekle birlikte başlarına gelen travmatik olayları ve onları kötü etkileyen durumları da daha kolay ve ebeveynlerine güvenerek ifade edebilmelerini sağlar.
Bu güvence sağlandıktan sonra çocukların başlarına gelen travmatik olaylardan olumsuz olarak etkilenme oranı da düşecektir ve ebeveynler çocuklarını koruma ve önleme için gerekli müdahaleleri daha hızlı alabileceklerdir.
Kendileriyle çatışan ebeveylere sahip çocukların tepki göreceklerini düşündikleri için maruz kaldıkları travmatik olayları anlatabilme olasılıkları düşecektir. Bu durumda başlarına gelen travmatik olayın olumsuz etkileriyle tek başlarına veya güvencesiz kişilerin etkisiyle başa çıkmaya çalışan çocuklar daha da yalnızlaşacak ve aldıkları hasar kaçınılmaz olarak artacaktır. Çocuklarıyla çatışan, çocuklarına üstünlük kurmaya çalışan, çabuk öfkelenen, hataya tolerans gösteremeyen veya çok fazla panik olan, kaygı ve korku duyan; duygu düzenleme becerisi zayıf olan ebeveynlerin çocukları kendilerini rahatça ve güvende hissederek ifade etme konusunda zorlanmaktadırlar. Bu ebeveynler kendi duygudurumlarını regüle etmekte zorlandıkları için çocuklarının duygudurumunu da düzenlemekte zorlanmaya ek olarak çocukların bu özelliklerinden dolayı onlara başlarına geleni anlatmamalarına sebep olabilmektedirler.
Çocukların çevreleriyle kurdukları iletişimde ebeveynleri tarafından sınır kavramını öğrenmiş olup kendi bedensel ve duygusal sınırlarının farkında olmaları ve sınırlarını koruyabilmelerine ek olarak çevrelerindeki diğer kişilerin ve canlıların da bedensel ve duygusal sınırlarını fark edip saygı duymayı öğrenmiş olmaları gereklidir. Bu noktada sınır bilinci oluşması ve kendi haklarını korumaya ek olarak akranlarının da sınırlarını fark edip saygı duyarak onlarla empatik iletişim kurabileceklerdir.
Aynı zamanda ebeveynleri tarafından psikolojik ve duygusal ihtiyaçları da dahil olmak üzere tüm ihtiyaçları gerektiği şekil ve ölçüde karşılanarak ve ebeveynlerinin kendi duygudurum regülasyonlarını sağlayıp çocuklarına ve birbirlerine karşı saygı ve sevgi duyduğu bir aile ortamında yetiştirilen; sınır eğitimi verilmeye ek olarak duygudurum regülasyon becerisine sahip ebeveynler tarafından özdeğer, özsaygı ve özgüven aşılanarak yetiştirilen çocukların akranlarıyla iletişim konusunda da daha farkındalık sahibi olacakları ve daha dengeli iletişim kurabilecekleri beklenebilir.
Çocukların yaşı daha büyük çocuklar veya yetişkin bireylerin bedensel ve duygusal sınırlarını ihlal etmeye yönelik davranışlarına karşı onlara sınır koyma ve herhangi bir güvenlik problemi durumunda bunu ailelerine bildirme konusunda çekingenlik veya suçluluk hissetmemeleri gerektiğini öğrenmiş olmaları ve bu bilgiyi içselleştirebilmiş olmaları gereklidir.
Kendi duygudurumlarını regüle etme becerisine sahip ebeveynler, çocuklarını bedensel ve duygusal sınırlarını fark edip koruma ve haklarını arama konusunda eğitmeye ek olarak davranış ve sözleriyle çocuklarına tutarlı olduklarını göstermeli ve güven vermelidirler. Aynı zamanda çocuklarına kendi bedensel ve duygusal sınırlarının farkında olup sınırlarını başkalarına karşı koruma ve aynı zamanda başkalarının sınırlarına saygı gösterme konusunda rol model olmalıdırlar.
Çocuklar ebeveynlerinin duygudurumlarından anne karnında olduklarından itibaren biyolojik ve fizyolojik olarak etkilenmeye başlarlar. Stres hormonu olan kortizolun plesantadan geçebildiğini; bebeğin sinir sistemi gelişimini, amigdala ve hipokampüs gibi beyin bölgelerini etkilediğini söylemek gerekli olacaktır. Bu etkinin dünyaya geldiklerinden sonraki duygusal düzenleme, kaygı düzeyleri ve stres tepkileri üzerinde etkili olacağını da eklemek gerekecektir. Bunlara ek olarak anne karnında bulundukları sürede ve dünyaya geldikleri andan itibaren de ebeveynlerinin yoğun duygusal durumları bebeklerin dikkat ve uyum tepkilerini de etkileyebilmektedir.
Aynı şekilde bu noktada nörobilimsel olarak ayna nöron kavramından da bahsedilebilir. Ayna nöronlara göre çocuklar ebeveynlerinin yüz ifadeleri ve ses tonundan etkilenir ve bu durum sosyal öğrenme ve empati gelişiminde etkili olmaya ek olarak çocukların duygusal tepkilerini de etkiler.
Bunlar göz önüne alındığında ebeveynlerin duygudurumlarının çocukları anne karnında oldukları andan itibaren etkilediğini belirtmekle birlikte ilerleyen yaşlarında da ebeyenlerinin duygudurumlarından kaçınılmaz olarak etkileneceklerini söylemek doğru olacaktır. Kendilerine aktif veya pasif öfke gösteren veya çok kaygılı ebeveynlerin olduğu aile ortamına maruz bırakılan çocuklar da tıpkı ebeveynleri gibi duygudurumlarını ayarlamakta zorlanacaklardır ve bu durum sinir sistemlerini etkileyecektir. Kendi duygudurumlarının farkında olmayan ve öfke, kaygı gibi duygularını düzenlenemeyen ebeveynlerin duygudurumlarından çocukları da kaçınılmaz olarak etkileneceklerdir.
Aynı şekilde kendilerini ifade etmelerinin veya bedensel ve duygusal sınırlarını korumaya veya hakkını aramaya çalışan çocukların önü kesildiğinde bu durum da onların sınırlarını fark edip koruma veya duygudurumlarını düzenleyebilme ya da kendilerini ifade edebilme konusunda zorlanmalarına; özsaygı, özdeğer ve özgüvenlerinde düşüşe sebep olabilir.
Bu durumda özsaygı, özdeğer ve özgüven kavramlarından bahsetmek de çok yerinde olacaktır. Çocukların bu kavramları ebeveynleri aracılığıyla içselleştirmiş olmaları gereklidir. Çocuklarına kendi duygudurumlarını düzenleyerek özenle yaklaşan, söz ve davranış tutarlılığı gösteren ebeveynlere sahip çocuklar kendi duygudurumlarını daha iyi fark edip düzenleyebilecekler ve stresli durumlarla daha efektif ve hasar görmeden başa çıkabileceklerdir. Ayrıca korku ve öfke gibi duygularını daha iyi regüle ederek bu duygularla daha iyi başa çıkabilmeleri daha mantıklı düşünüp karar verebilme süreçlerine olumlu etki edecektir. Bu durumda çocuklar kendilerini daha rahat ifade edebilecek ve sınırlarını daha iyi fark edip koruyabileceklerdir.
Ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili başa çıkamadıkları durumlarda yetkin bir uzmandan destek almaları çocukları için oldukça önemli olabilecektir.